Can’dan “Cam”a Sonra Sanata...

None

“Sanatçının görevi, insanların karanlık kalplerine ışık götürmektir...” (Robert Schumann)

Değerli olduğu varsayılan taşlara alternatif olarak görülen camın bilinen ilk kullanım alanı süs eşyası ve duvar süsü olsa da; ışığı emmesi, yansıtması ya da kırması özellikleri ile değer kazanıp, antik Mısır’dan Anadolu’ya, Avrupa’dan yeni kıtalara ve günümüze doğru binlerce yıllık bir kullanım geçmişinin olduğu bilinir.

Asırlar öncesinden kalma minik bir boncuk olsun ya da kolye, isterse ünlü bir sanat galerisinde zekice ve zevkle düşünülerek dökülmüş, işlenmiş bir müzayede ürünü, ya da zarif içi su dolu bir şişe… Gün batımını huzurla seyrettiğiniz yuvanızın manzarayı gören penceresi, ya da en sevdiğiniz yemeği servis etmekten zevk aldığınız bir yemek takımı... Cam insana doğrudan dokunur... Bazen bir sanat eseri olarak ruhunuza, bazen bir eşya olarak yaşamınıza, bazen bir hediye olarak gönlünüze... Bilinen iki keşif camın oluşması için dönüm noktası olarak kabul edilir. Biri kumun soda ve kireçtaşı ile ısıtılması ile dönüştürülmesi; diğeri ise şeffaflaştırılabilmesi için kullanılacak kimyasal maddelerin oranlarının saptanmasıdır. Öyle anlaşılıyor ki, tarihin derinliklerinde ilk kullanılan cam materyaller, yüksek ısılarda eritilerek dönüştürülen sıvı halin kalıplara dökülmesi ile elde edilmiş biçimlerinden ibaretti. Cama dair bir üçüncü keşiften söz etmek gerekir ki, camı gündelik hayatımızda kullanılan ve hayatımızın vazgeçilmez ürünleri haline getirip endüstriyelleşmesine yardımcı olan üfleme tekniğidir. 20. yüz yılın başlarında ise artık cam işleme makineleri yapılmış ve cam endüstrisi diğer bütün kolları ile birlikte insanoğlunun hayatındaki vazgeçilmez yerini alır. Tarihsel süreçte elmas ve yakut gibi değerli taşların ışıltısını ve parlaklığını taklit etmek niyetiyle ve çoğunlukla yüksek statünün dekoratif nesneleri olarak kullanılmaya başlayan cam, kendi başına bir nesne konumunda iken, onun işlenmesi ve dönüştürülmesi ustalık gerektiren bir zanaatın ve zanaatkarlar aracılığı ile hemen ardından sanatın öznesi haline gelmesini sağlar. Işığın camdaki detayların algılanmasına olan katkısı ve ışığın yokluğunda renklerin daha yoğunlaşarak karanlığa yaklaşması camı estetiğin de merkezine çeker. Işık ve renk, doku ve biçim, parlaklık ve duyarlılık bir bütün halinde camda hayat bulur ve “Cam Sanatı”na hem malzeme hem de zemin hazırlar. Cam, aşırı soğumuş eriyik bir malzemedir. Sıcakken sıvı özellikleri gösterirken, soğukken katı özellikleri gösterir. Bu da camı hem soğukken hem de sıcakken şekillendirmeye olanak verir. Camda doku yaratmak hem sıcak biçimlendirme, hem soğuk biçimlendirme yöntemleriyle mümkün olur. Yüksek ısıda, yumuşama sıcaklığında kendi ağırlığını taşıyamaz hale gelen cam, şekillendirme aralığı denilen sıcaklığa ulaştığında akışkanlığı artar ve tıpkı bir sıvı gibi davranarak bulunduğu kabın şeklini alır. Bu da sıcak şekillendirme yöntemlerinde doku yaratmaya olanak sağlar. Hangi yöntem ile doku yaratılırsa yaratılsın camda dokunun görünür olabilmesi için ışığa ihtiyaç vardır. Bu nedenle malzemeyi kullanan sanatçılar eserde dokunun izlenebileceği bir alan açarlar. Bu alanlar parlatılmış yüzeylerdir ve dokunun varlığı, ışıkla olan birlikteliğiyle vurgulanır. 

CAMIN SINIRLARI

Camın sınırları yirminci yüzyıldan günümüze her geçen gün daha da fazla zorlanmaktadır. Üfleme tekniğini kullanarak detaylı ve çok birimli eserler, büyük çaplı cam eserler ve gerçekçi eserler ortaya çıkarmayı deneyen dünya çapında bir çok cam işleme sanatçısı bulunmaktadır. Cam; dokusundaki şeffaflık nedeniyle daima uzama, karşı bir tutum gösterir. Camı parlatarak ışığa daha duyarlı yüzeyler oluşturmak, camın bu özelliğini daha da artıracağından, biçimin kapladığı alanda algısal bir kayboluşa yol açar. Bu nedenle cam malzeme olarak kullanıldığında, eğer objenin görkemli görünmesi isteniyorsa renkte şeffaflığı daha az taşıyan bir renk seçilir veya camın kalınlığı bilinçli bir şeklide artırılır. Ne kadar şeffaf kullanılırsa boyutta o kadar azalma, anlamda o kadar hafiflik duygusu yaratılır. Işıkla birleştiği alanlarda cam hafifler, çünkü şeffaflaşır ve kapladığı alanda bir kayıp yaşanır. Işığın kuvvetlendiği alanda uzam zayıflar, ışığın zayıfladığı alanda camın uzamı kuvvetlenir. Camın ince olması dolayısıyla şeffaflığı taşıması onun kırılgan olma özelliğinin biçimsel olarak anlatımda kuvvetlendirilmesini sağlar. Işığın yoğun olduğu alanlarda cam daha kırılgan olarak algılanır. Camın kırılgan olma özelliği onu bazen eserin öznesi haline getirir. Biçimsel olarak anlama fazla katılmadığında dahi kavramsal olarak kırılganlık unsuru, anlatımda en baskın öğelerden biridir. Belleklerde beliren camın parlak ve şeffaf olması önyargısı sebebiyle; camın heykelsi ve mat renkli ifadelerinin izleyici tarafından cam olarak algılanmadığına zaman zaman şahit olunur. Cam malzemesinin şekillendirme yöntemine göre değişen dokuyu kendine nakletme özelliği zengin doku aktarma olanakları verir. Cam, özellikle şeffaflığıyla dokuyu dramatik biçimde taşıyabilen bir malzemedir. Şeffaflığın uçuculuğu, zamanı tırnak içine alırken, dokuyu anlatımın taşıyıcısı haline getirir. Fiziksel özelliği gereği saydam bir malzemedir. Bu da camın dokuyu taşımasında ona farklı bir nitelik kazandırır. Renkli üretilmiş camlar olabildiği gibi saydam halde kullanılabilen cam, içerisini gösterebilen bir malzemedir, dolayısıyla cam içinde oluşturulan dokuların dışarıdan algılanmasına olanak verir.

Cam malzemesinin esere kattığı donukluk duygusu, izleyiciyi nesneyi boşluklarıyla kavramaya yönelten bir duyuma götürür. Camın optik özelliğini kullanan sanatçı, dokuyu büyüterek veya küçülterek izleyicide dokuyu izleyebileceği yeni bir perspektif oluşturur. Cam, saydamken sıcak ve davetkar, matken soğuk ve uzaklaştıran bir anlam taşır. Matken daha bir yere basar, ağırlığını izleyiciye hissettirir, şeffafken olduğu gibi her an uçup gidebilecek kırılgan bir karakter taşımaz. Onunla keskin hatlar yaratan sanatçı, kırılganlığına gönderme yapmaktan çok yaralayıcı ve keskin olma özelliğini ön plana çıkarır. Şeffaf camlar geçirgenlikleri nedeniyle ışığı daha iyi taşırken, opal camlar ışığı geçirmezler ve kimi zaman doku olarak plastik bir görüntü verirler. Bu nedenle camda renk, ışık bilgisini gerekli kılar. Işığı, rengi, dokusu biçimi ve ona şekil veren zihin ve emeği ile cam, yaşamın zarif bir dışa vurumudur. Binlerce yıl öncesinde kullanılmış süs eşyası hali ile de bu gün onu sanat eseri konumuna yükselten hali ile de insana doğrudan dokunan eşsiz bir buluştur cam.

Cam Park Cam

İLGİLİ HABERLER

Mevcut öğe yok

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın
Giriş Üye Ol